• Bana Yarış Bul

    Bana Yarış Bul

    Nasıl bir yarış arıyorsun?

    Örn.: koşu, çocuk, macera yarışı, şehir ismi, yarış ismi…

Kaş’tan Antalya’ya Likya Yolu – 30 Yıl 6 Güne Sığar Mı?

https://antalyarunners.wordpress.com sayfasından alıntıdır.

Tam bi’ delilik… Biliyorum, istediğim kadar plan yapayım, ekipmanlarım eksiksiz olsun diye uğraşayım bir şeyler yolunda gitmeyecekti ve yalnız başımaydım. Teknik olarak aklı başında bir iş olarak görünmese de yaptığım, bir delilik için tam zamanıydı aslında. Ama hayattı bu ve böyle de olmalıydı. Ben, bunu yaşamak için buradaydım. Yıllarca kısa ve uzun mesafe koştum, triatlon yaptım, kamplar, tırmanışlar, geziler, grupça yapılan günübirlik ya da bir gece konaklamalı yürüyüşler… Hiçbirine benzemeyecekti, çünkü antrenmanı yoktu 6 günde 275 kilometre yürüyüp 9000 metreden fazla tırmanışın. Ve tek başına… Aslında kimse altı gün yalnız kalmaya bile dayanamaz belki günümüzde artık.

Doğum günümde çıkacaktım yola, kendimi bulacaktım belki, belki kaybedecektim kimi zaman. Otuz yılı altı güne sığdırmak zordu ama öyle çok zamanım vardı ki aslında, kendim için yaptığım en güzel şeydi belki de bu… Bir devrim beklemiyordum sonunda ama bir evrimin başlangıcı olmalıydı kesinlikle. Müzik hayatımın büyük bir parçasıydı, yanıma en sevdiğim şarkıları bile almadım. Zorunlu olanlar dışında her şey ama her şey geride kalmıştı artık.

Yol uzun, zaman kısa olunca hedeflediğim etapları zamanında geçerek günün sonunda su ve yiyecek takviyesi için yerleşim yerlerine ulaşmalıydım. Akşama kalmamak ve olası tehlikelerden uzak durmak için hızlı olmalı, hızlı olmak için hafif olmalı, hafif olmak için daha az yiyecek ve su almalıydım. Daha az yiyecek ve su demek günün sonunda yerleşim yerine akşam olmadan ulaşmak zorunda olmaktı. Bir kısır döngüde olduğumu hemen fark edip derhal plandan vazgeçtim ve bu bayram tatilinde köye gitmeye karar verdim. Hikayenin bundan sonrası kurban bayramında kaç el öpüp ne kadar harçlık topladığımla ilgilidir.

Kamp Kurduğum Alandan Kaş Manzarası

İlk gün Kaş’a ulaştığımda öğlen saatleri olması ve yorgunluğum nedeniyle o gece kamp yapıp sabah erkenden yola çıkarım diye düşündüm. Domuzlarla ilk karşılaşmam da Kaş’ın neredeyse göbeğinde akşam saatlerinde oldu. Üç küçük yavru son gece ziyafetimin kokusunda gelmiş çöpün etrafında dolanıyorlardı. O akşam ne kadar da şirinlerdi aslında…

2.Gün

Heyecan Dorukta

Her hikayede olduğu gibi keyifle ve umutla çıktım yola sabah, çantam ilk gün –yalnız çıkmanın da etkisiyle 14,5 kg’dı. Sonraki günler değişiklikler olmuştur elbet. 2500 ml ana 750 ml yedek su, sadece bir öğünlük ana yemek, üç gün idare edecek kadar kuru yemiş, meyve kurusu ve ıvır zıvır vardı temel barınma, giyim ve teknik malzemelerimin yanında. Büyükçakıl plajından çıktığımda sabah saatleriydi, ilk günün heyecanı ve keyfiyle ağır ağır Limanağzı Koyu’na doğru indim. Daha ilk saatlerden başlamıştı görsel şölen.

img_6543 Limanağzı Koyu

İple yapılan kısa geçişin ardından Limanağzı manzaralı bu mezarları gördüğümde şöyle bir not düşmüşüm:

“Bu mezarları gören hemen, burada ölmek ister.”

img_6560 Kaya Mezarlar

Müthiş manzaralar eşliğinde Ufakdere görünene kadar yürüdüm. Çok biliyorum ya, ne GPS ne harita kontrolü ne de işaretler; yürüyorum işte yahu! Kayboldum… Ufakdere inişinde yarım saat kaybettim kendime fazla güvendiğim için, bu sırada bir kez de düştüm ve birkaçı halen çıkmamış olan onlarca küçük diken saplandı vücuduma. Yolu çabuk bulup moralimi bozmamaya çalıştım ama günün sonunda bu yarım saatin ne kadar önemli olduğunu anlayacaktım. Oradaki tek tesis olan Ufakdere Plajı’nın sahibi İsa abi ile kısa bir sohbet ve su takviyesinden sonra akşama Üçağız’da olup olamayacağım üzerine iddiaya girip akşam telefonlaşmak üzere ayrıldım. Yolun bundan sonrası hiç planladığım ve hayal ettiğim gibi gitmedi. Yılanlarıyla ve dik çıkışlarıyla meşhur Boğazcık Köyü’nden sonra işaretlerle oynanmış ve önce patikadan, sonra asfalt yoldan Kılınçlı Köyü’ne iki kez işaretleme yapılmış , üç kuruş için yürüyüşçüler oraya yönlendirilmiş. Ben de bu açık kumpasın içine –biraz da Likya Yolu tabelalarındaki “Kılınçlı” yazısı aklımda kaldığı için- işaretlere güvenerek düştüm. İlkinde yarım saat ikincisinde bir saat on beş dakika kaybederek toplamda bir günde iki buçuk saate yakın zaman, su, yiyecek ve enerji kaybetmiştim. Her kaybolma bir kabusa dönüşüyor, sinirler geriliyor, yorgunluk iyiden iyiye vuruyordu. Asfalt yoldan yukarı 30 metre yürüyüp yine patikaya girmek yerine yaklaşık iki kilometre aşağı inip geri çıkmak inanın çok sinir bozucu oluyor.

Öyle ya da böyle yolumu bulduğumda saat 18.00 olmuştu bile ve daha gidecek iki saatlik yolum vardı. Aperlai’ye indiğimde ilk ciddi domuz vakası ile karşılaştım. Hava henüz aydınlık olmasına rağmen daha önce karşılaştıklarımdan oldukça irice ve sayıca çok iki domuz sürüsü ile karşı karşıya geldim. Hemen yakındaki pansiyona girdiğimde beni dolar olarak gördüğünü gözlerinden çok net okuduğum bir adam hemen yanaştı. Artık tekdüze hale geldiği belli olan yıldırma ve korkutma cümlelerini ardı ardına sıralarken ben gece için hazırlanıyordum. VE SÜRPRİZ!

Özel malzemelerim için ayırdığım küçük çantamda kafa lambalarımı ve el fenerimi bulamıyordum. Adama son beş dakikadır yaptığım tüm artistliklerin sonuydu. Ancak pes etmeye hiç niyetim yoktu. Bulamadım ama fenere şimdilik gerek yok diyerek çantamı sırtıma takıp yola koyuldum. Adamın son sözleri ise hayatımın en büyük kapanına götürdü beni. “Yol ileride ikiye ayrılır sağdan git, soldaki yolu pansiyoncular açtı.” Ve sağdan gittim, yaklaşık yarım saatin sonunda kıyısı iskele, etrafı yüksek tel örgülerle çevrili kocaman bir arsaya girdim. Kocaman olduğunu, panikten hangi yöne koştuysam tel örgülerle çevrili olduğunu gördüğümde fark ettim. Işığım yoktu, suyum azdı ve yorgundum artık. Saat dokuzu biraz geçiyordu. İlk şoku atlattıktan sonra yolu buldum ve korkuyla deliliğin sınırlarında, bir türlü bitmek bilmeyen, her çıtırtının paniğe dönüştüğü bir yürüyüşle domuzların arasından  gece 23.00’a doğru Üçağız’a indim.

2.Gün

İlk günün uzunluğu, yorgunluk, uykusuzluk ve bataryalarımın tükenmişliği ile etki etti ikinci güne. Kısa süreli dik tırmanışlar olsa da güzel bir parkurla Demre’ye indiğimde Myra antik kentine varmadan bir plajda fiziksel ve teknik olarak kendimi yenileyip bataryalarımı şarj etme fırsatı buldum. Ve ilk gün yaptığım büyük hatayı orada fark ettim, kafa lambalarım aslında o küçük çantanın ön gözündeydi… Myra’dan çıktıktan sonra 3 kilometrelik düz asfalt yolu bir türlü geçemedim. Kurban Bayramı’nın birinci günü ve öğlen saatleriydi, selam verdiğim herkes sofraya davet ediyordu. Her masada beş dakika derken toplamda iki kilo et yiyip bir buçuk saat kaybetmiştim. Artık Üçağız’a kadar sizi dolar olarak gören köylüler yerine bildiğimiz Anadolu insanları vardı köylerde. Çok güzel insanlar tanıdım orada.

img_6683 Sevgiyle Kurulan Sofralara Konuk Oldum

Demre manzarası arkamda Belören Köyü’ne doğru uzun bir tırmanış yaptım. Önce köyün girişinde küçük Oğuz’la tanıştık. Koştu su getirdi, yardım etti her şeye kocaman yüreğiyle. Arkadaş olduk artık…

img_6753 Oğuz’la Vedalaşırken

Köyün çıkışında Mehmet amca ve eşi Fatmana teyze ile tanıştık. Öyle güzel insanlar ki… Küçük sohbetin ardından hemen yer sofrasına davet ettiler. Yorgunluk ve açlıktan gözüm dönmüş halde iki tepsi et yemişim. Kendime geldiğimde utancımdan ne diyeceğimi bilemedim. Güldük, sohbet ettik, gelen diğer misafirleri bile beraber ağırladık. Hatır için neler yapılırmış onu öğrendik. Fatmana teyze sadece bir tane 3’ü bir arada kahveyi sekiz kişiye böldükten sonra kahve yaptım diye getirdi, içtik. Israrlarına rağmen yola devam etmem, onların deyişiyle Alakirse (Ala Kilise)’ye gitmem gerektiğini söyleyerek yola koyuldum. Mehmet amca dedi ki: “Git ama oradan geçemezsin, benim kayınbiraderim Mehmet abin var orada, bırakmaz seni.”  Öyle de oldu…

img_6765 Ne Güzel İnsanlar Tanıdım…

Ala Kilise girişinde Mehmet abi vardı yaptığı gel anlamındaki tek el hareketiyle. Konuşmuyordu; iyi günler, yok ben yoluma gideyim falan… Tık yok adamda, gel diyor sadece o sert ifadesiyle, yanlış bir şey yapsam vuracak beni eminim. Girdim içeri artık, ışık yok, elektrik yok, su taşıma. Ne güzel uyudum ama o çoban evinde… Yer sofrasında beraber yedik, bağlama çalıp türkü söyledik, tek odada beraber uyuduk. O, gece bir ara köpekleriyle domuz avına gitti.

img_6797

3.Gün

Kuzu sesleriyle müthiş bir sabaha uyanmıştım. Yola çıkmadan hemen önce Mehmet amca geldi beni kontrol etmeye. Hah dedi, şimdi oldu…

Belören-Ala Kilise-Kırk Merdiven rotası çok zorlu, uzun ve işaretler bakımından sıkıntılı olduğu için yürüyüşçülerin büyük bölümü bu kısmı tekne ile denizden geçiyorlarmış. Sabah Kırk Merdiven’e tırmanırken ne kadar haklı olduklarını kan ter içinde öğrendim. Ala Kilise’nin rakımı 1020 metre, Kırk Merdiven ise 1760 metreydi. Yol boyu artık alışmış olduğum “gidemezsin”, “varamazsın”, “bugün olmaz”larla, her dağın ardından çıkan, bir türlü kurtulamadığım Demre manzarasıyla Finike’ye indim akşam saatlerinde. Biraz su sıkıntısı çektim ama çok yıpratıcı düzeye gelmedi hiçbir zaman.

4.Gün

Fiziksel olarak yorgun olacağımı tahmin ettiğim dördüncü güne kısa ve kolay bir parkur koymuştum aslında. Şehri baştan uca yürümek yerine gelenek haline gelen Finike’den Karaöz’e araçla ulaşıp yürümeye başladım. Artık üç gün geçmişti ve bir yandan düşünceler, anılar bastırıyor diğer yandan geçmişin karanlıkları gün yüzüne çıkıyordu. Bu mental yorgunluk da eklenince artık ayaklarım bir türlü gitmiyor ve sık sık GPS’ten konumumu kontrol ediyor “hımm daha çok varmış” diye mırıldanıyordum. Bir ara bu kontroller o kadar sıklaştı ki, 30 kilometrelik yolda beş dakikada bir saatime-konumuma bakar olmuştum. Gelidonya Feneri’nin manzarası bile yetmiyordu beni canlandırmaya. Hemen bir kenara oturup kendimi topladım ve daha çok eğlenmeye, iyi olmaya söz vererek tekrar yola çıktım.

Şöyle yazmışım notlarıma:

“Bu yolda yalnız olmak müthiş bir deneyim oldu ancak bunu uzun süreli yapmak ve fiziksel efor ile harmanlamak mental sınırların kolay aşılmasına neden oldu. Bunu, ruhumu bedenimden ayırmak-özgürleştirmek olarak tanımlayabilsem de biliyorum ki diğer yanda kontrolüm dışında hareketlerim de oldu. Yine de günün sonunda Adrasan’da olmak biraz daha evde hissettirdi, ne de olsa Adrasan tanıdıktı, bizimdi ve gittikçe eve yaklaşıyordum. Dönüşte bir devrim beklemiyorum ama evrimden eminim…”

img_7010 Gizemli Sulu Ada

Akşam olmadan Adrasan’daydım. Denize girdim ve sahildeki basit bir kamp alanında dinlenip, şarj, alışveriş gibi temel ihtiyaçlarımı giderdim.

5.Gün

Uyandığımda beklediğimden daha iyiydim ama bu etabı bu denli abarttığımın farkında da değildim. Tahtalı Dağı’nın altından geçeceğimi zannederken tepesine çıkacağımı bilseydim bu etabın ilk bölümünü dördüncü günle birleştireceğime eminim. Planlama hatası yapmıştım ve bunu da Tahtalı Dağı’nın tepesine çıkana kadar fark etmedim. Adrasan’dan çıkıp bildik yollardan keyifle Musa Dağı’nı geçtim ve Olimpos’a indim. Yolda, Likya Yolu’nu Fethiye’ye kadar yürüyecek olan sevgili Fatih ile karşılaştım. Tanışmanın ardından hemen haritayı ortamıza koyup bilgi paylaşımına başladık. Yollarımızın uzunluğu nedeniyle bu arkadaşlığı –bir kahve sözüyle- ileri bir tarihe erteleyip yola koyulduk.

img_7024 Sizin yolunuz muhtemelen Fatih’le kesişmeyecektir ama emin olun müthiş insanlar tanıyacaksınız bu yolda

Ulupınar’a varana kadar her şey güzeldi. Bir anda bastıran fırtına ve yağmur zaten zor olan çıkışı işkenceye çevirdi. Yağmur altında çıkış bitti bitecek derken Tahtalı’nın zirvesini görmek ilk günden sonraki en büyük yıkım oldu. Orada kamp yapamazdım ve zaten plana göre daha gitmem gereken 25 kilometre vardı. Bir günde Adrasan’dan çıkıp Musa ve Tahtalı gibi iki dağı geçmek yeterince çılgıncaydı ama benim Gedelme’ye gitmem gerekiyordu; gidemezsin dediler…

Devasa vadinin ortasında Gedelme görünmeye başlamıştı ama ulaşmanın bu kadar uzun ve zorlu olacağını hiç beklemiyordum. Yağmur durmuştu ama yerini lanet bir balçık çamura bırakmıştı. Saatler süren yağmurdan sonra artık ayaklarım ıslaktı ve yapışan çamurla yaklaşık beşer kiloydular. Akşama doğru domuzlar yine görünür olmuştu ve ben koştukça Gedelme sanki benden kaçıyordu.

img_7077 Bu Manzara Her Şeye Değer

O gecenin notlarından:

“Karıncaya sormuşlar nereye diye, uzaktaki sevgilime demiş. Ulaşamazsın ki bu bacaklarla demişler, olsun hiç olmazsa yolunda ölürüm demiş…”

Sırtında koca bir çanta, aslında evin o, her şeyin… Günde 40 bazen 50 kilometre ve her gün. İnsanı değiştiren bir şey bu, biraz da kalıba sokan ve yontan. Bu bakışlarda sadece yorgunluk yok; endişe var. Kafa lambamı takmışım artık, hava kararıyor. Kalan yol uzun ve zor. Artık her çıtırtı bir panik. Yaklaşık 10 saattir insan görmüyor, kendin haricinde kimseyle konuşmuyorsun. Bin kere pes ediyor bin kere diriliyorsun. Ve her şeyin en basit halini yaşıyorsun. Çoğunlukla ayaklarını hissetmiyor, o onlarca su toplamış yaraların bile hedefe nasıl odaklandığına sen bile şaşıyorsun. Yol boyu bin kere duyuyorsun; yapamazsın, gidemezsin, bu gece imkansız… Ve yapıyorsun; gidiyorsun. Ayaklarının gitmediği yerde kalbinle yürüyor, yeri geldiğinde koşuyorsun. Sonunda ise sonsuz bir zihinsel orgazma dönüyor bütün bunlar. Ve, uyuyorsun…

img_7106 Zor Bir Gece Beni Bekliyor

Hava kararalı birkaç saat olmuştu, Gedelme’ye indim. Yokuş aşağı bir traktör yolu olan son 14 kilometreyi karanlıkta koşmuştum ama 40 kilometre yolun üzerine ağır gelmişti dizlerime. Acele şekilde yemek yiyip uyudum ama çok susuz kalmıştım, gece boyu su içtim ve gece boyunca dizim ağrıdı… Sabah hasar raporu çok ağır olacaktı. Yine de uyumadan önceki son notum şöyle bir alıntıymış:

“Eğer şimdi vazgeçersen ne kadar yaklaştığını asla bilemezsin.”

6.(Son) Gün

En zoru olacağı en başından belliydi.Yola çıktıktan hemen sonra dün dizimde başlayan acı ve ağrının çok ciddi boyutta olduğunu fark ettim. Özellikle Göynük Yaylası’nda inişe başladıktan sonra durumun ciddiyetini çok daha iyi anladım. Kanyona indiğimde artık adım attıkça acıdan kıvranır haldeydim. Yanımdaki ağrı kesicilerden iki tane içip Hisarçandır yolunun hep çıkış olmasına da güvenerek yola devam etmeye karar verdim. İtiraf etmeliyim, artık tek hedef Antalya’ya ulaşmaktı. Artık keyif almıyor, fotoğraf bile çekmiyordum. Bunda bir diğer sebep henüz öğle saatleri olmasına rağmen çevremdeki domuzların çokluğuydu. Bu şekilde ilerlerken bir kötü haber de su çantamdan geldi. Suyum bitmişti ve kalan 3-4 saati yedekteki 750ml su ile geçecektim. Çıkışlarda saat başı ortalama 1lt tüketirken kalan su açıkça yetersizdi. Hisarçandır görünene kadar büyük bir savaş verdim, sonrası ise tümüyle bir rahatlama, sonsuz huzur ve duygu seli…

img_7184 Hisarçandır’ın Işıklarını Gördüğüm An

Ve Final…

img_7195 Hüzünle Karışık Gurur

Bu iki melek için söylenecek öyle çok güzel şey var ki… Bütün yol boyu dualarınızı, sizi ve kokunuzu hep yanımda hissettim. O dağları aşarken ne zaman yorulup gözüm oturacak bir taş arasa arkamdan delice bir rüzgar esti, biliyorum onlar dualarınızdı. Benimle uyudunuz, benimle uyandınız. Benden haber gelene kadar hop oturup hop kalktınız, biliyorum. Hisarçandır’a indiğimde sizi görmekten öte isteğim yoktu, öyle de oldu. İyi ki varsınız…

img_7230 Güzel Bir Yemeği Hak Etmiştim Ama

img_7249 “Zafer İnananlarındır”

Son Söz

Bitti, zor oldu ama bitti. Aslında final herkesin beklediği gibi coşkulu olmadı, ölümdü çünkü; çünkü yol bitmişti. Başarmak bitirmek değil, yolda olmakmış aslında. Buruktu biraz içim son adımlarımda, kurumuştu dudaklarım susuzluktan. Yine de insanız işte, sevdiklerinin o kokusu var ya… Özlemek ve sevmek var ya… Sarıldım Buket’e kokladım, kokladım… Anneme de… Saatlerdir susuzdum ve masada su şişesi vardı ama ben ilk yarım saat su bile içemedim.

Artık evimdeyim. 275 kilometre. 6 gün. Yorgunum. Farkı yollarla yeniden başlıyorum. Aşık olduğum şeyi yaptım. Yaşadım. Yanıldım. Güvendim. Yardım ettim. Korktum. Direndim. Hatıralar biriktirdim. Hatıra oldum. Dostlar kazandım. Öğrendim, öğrendim, öğrendim…

Doğum günümde çıktım yola, otuz yılın muhasebesi altı güne sığmazdı ama elimden geleni yaptım. Daha iyi bir “hayat” olmak, geleceğe bir hatıra bırakmak adına bir şeyler yapmaya çalıştım. Belki bir gün çocuklarım, torunlarım adımlar benim yolumu, kim bilir…

Sevgiyle kalın…

“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.”

https://antalyarunners.wordpress.com sayfasından alıntıdır.

Etiketler:, , , , , , , , ,

Geri Bildirim gönder...

Yorum Yaz

*

INSTAGRAM’DA TAKIP ET

FACEBOOK’TA TAKIP ET

Düzenlenen yarışların tarihlerini ve harika spor makalelerini haftalık olarak e-postayla gönderilmesini ister misin?
* = doldurulması zorunludur
www.yarisbul.com © Kendine Uygun Bir Yarış Bul
Tüm hakları saklıdır. | Kullanım Koşulları | Gizlilik Bildirimi