• Bana Yarış Bul

    Bana Yarış Bul

    Nasıl bir yarış arıyorsun?

    Örn.: koşu, çocuk, macera yarışı, şehir ismi, yarış ismi…

RUNFIRE CAPPADOCIA Ateşe mi koştuk, ateş mi olduk?

https://antalyarunners.wordpress.com sayfasından alıntıdır.

Runfire Cappadocia 2015

İsminden de anlaşılacağı gibi sıcağın bağrında koşulan bir koşu bu. Zaten tarihi de özellikle seçilmiş; 26 Temmuz. Kapadokya’ya ilk kez gidecektim ve peri bacalarını, aralarında koşarak keşfetme fikri çok hoşuma gitmişti. Tabii ki her zaman olduğu gibi bu tarz yarışlardan haberdar eden kişi sevgili Halil Aktan. Kendisi tam anlamıyla koşu manyağı, benim içimde de var öyle bir manyak ve Halil Aktan o canavarı ortaya çıkaracak gibi duruyor. Zorluk derecesi hakkında zerre kadar fikrim olmayan bir parkurda yarı maraton koşacaktım, ben daha düz yolda bile koşmamıştım ki yarı maraton.  Üstelik bir kaç hafta öncesine kadar yine Halil Aktan’ın gazına gelip 4G’ye katılmayı düşünüyordum. Bilmeyenler için açıklayayım; 4G Runfire Cappadocia’nın  4 gün boyunca her gün yaklaşık 20K koşulan versiyonu, evet çok fena gaza gelmişim, ben 4 gün üst üste 5K bile koşmuş bir insan değilim bu arada. Sonunda cesaret edemeyip Runfire’ın en kolay kategorisini seçtim. Şuan Antalya’da evimdeyim, yarışın üzerinden tam olarak bir gün geçti ve ben 4G ‘ye katılmadığıma şimdiden çok pişmanım.

IMG_7489 (1).jpeg

Yarışın son 5 km’si ve bitirdiğim ilk bir saat, hayatımın en pişmanlıklarla dolu saatlerini geçirdim belki de. Ne işim vardı benim burada, Antalya da deniz kenarında serinlemek dinlenmek varken öğle güneşinin altında ,tam anlamıyla çöl ikliminde, son kilometrelerde gölgesi bile olmayan bir arazi de, koşmayı bırakın artık daha fazla yürüyemeyecek halde olmak hangi mantığa uyuyordu?  Ve bu parkuru hazırlayanlar da nasıl bir psikopattı da bu kadar zor hazırladı? Tek düşündüğüm şey bu ilk ve son olacaktı, bir daha 10K’dan uzun koşu asla, bir daha zorlu yarış asla!! Susuzluktan ve elektrolit kaybından vücudumuz artık kurumuştu, yarış boyunca 2,5-3 lt sıvı tüketilmişti oysaki. Kayaların altındaki tünellerde bulduğumuz minicik su kaynaklarından içtiğimiz buz gibi sular ve vadi tabanındaki meyve bahçelerinden geçerken yediğimiz elma ve eriklere rağmen bu haldeydik, hatta kendimize rehidratasyon solüsyonu bile hazırlamıştık ama hiç biri yetmedi . Tabii ki bu halde olmamızın tek sebebi uzun ve arazi koşularında tecrübesiz olmamızdı. Bizim en uzun antrenmanımız bir saat civarı, günün en serin saatlerinde oluyordu ve biter bitmez kendimizi Akdeniz’in serin sularına bırakıyorduk, sahil insanıydık sonuçta. İçimizden maraton ve yarı maraton koşanlar da arada bir uzun koşmak için dağa bayıra gidiyordu ama tekrar ediyorum günün en serin saatlerinde. Yarış esnasında başıma gelen olumsuzluklardan biri  6K’nın sonlarına doğru çantamdaki göğüs numarasının iğnesinin solüsyon şişemi delmesi ve her şeyimin ıslanması. Asıl sorun , benim bunu çok geç anlamam ve o şaşkınlıkla şişeyi ne yapacağımı bilemeyerek en sonunda çöp konteynırına atmak  ve sonraki 17K boyunca bunun pişmanlığını yaşamamdı. Elektrolit dengemi sağlayacak tek kaynağımı çöpe atmıştım. Bir diğer aksilik, ilk CP (control point )’e varmadan rotamdan yaklaşık 2kmlik sapma yapmamdı. Ben daha 21k nasıl bitecek düşünürken oldu mu 23K! Tabii ki bu benim motivasyonumun kalan  yarısını da aldı götürdü. Yarış bittikten sonra öğrendim bu yarışta kaybolmayan rotadan şaşmayan pek olmuyormuş zaten. Beraber tamamladığım bir arkadaşıma göre de kaybolmayanı dövüyorlarmış, keşke bunu yarışırken öğrenip motive olabilseydim.

Bu arada ilk 6K inanılmaz güzel geçti benim için. Normalde yürümenin bile çok çok zor olduğu patikada dikenlerin arasında bacaklarım yaralanmaktan artık uyuşmuş olmasına rağmen kendimi  yarışta hissettiğim, patika koşusunu ne kadar çok sevdiğimi bir kez daha anladığım, zevkten dört köşe olduğum  kilometrelerdi. Yaşadığım heyecanı mutluluğu ne ben anlatabilirim ne de o patikada koşmadan siz anlayabilirsiniz. Yorulduğumu hissetmiyordum bile çünkü 2m sonra patikanın nasıl bir hal alacağını kestirememenin verdiği heyecan ve konsantrasyon bacaklarımdaki ağrıya ve bozulan  nefesime odaklanmamı engelliyordu. Bazen mutluluktan güldüğümü kahkaha attığımı hatırlıyorum. Oralarda kol bandımdaki telefonu çıkarıp video çekebilmeyi çok istedim ama bunu yapabilmek mümkün değildi. 4-5 kişi arka arkaya koşuyorduk. Zaten tek kişi zor koşuyordu  parkurda, iki kişinin yan yana koşması ya da birini geçmek pek mümkün değildi . Dolayısıyla önümdekine ne fazla yaklaşabilirdim ne de ondan geri kalabilirdim. Hem arkamdakileri engellemek istemezdim hem de o parkurda tek başıma kalırsam kaybolma ihtimalim çok yüksekti. Bu arada hemen önümde koşan kişi Halil Aktan’dı ve birkaç kilometre sonra rotalarımız ayrılacaktı. Zaten rotaların ayrılmasıyla benim kaybolmam arasında bir km bile yoktu. Eğer tüm yarış boyunca o patikadaki gibi koşabilseydim benden mutlusu olmazdı.

img_7445-1

O çılgın patikadan çıkıp şehir merkezine döndükten kısa bir süre sonra solüsyon sorununu  yaşadım, sonrasında da yanlış rotaya girdim yarış esnasında tanıştığım tarih öğretmeni Ömer Y. ile.6G koşucularının CP’ine vardığımızda öğrendik yanlış yolda olduğumuzu. Sağolsun görevliler uyardılar ve daha fazla uzatmadan rotamıza döndük. Ama bu beni yormuştu, insanın motivasyonu olmayınca enerjisi de olmuyor. Daha birkaç km önce enerji patlaması yaşayan ben bir anda çökmüştüm, ayaklarımı yerden kaldıramıyordum. En sonunda kendi ilk CP’ime vardığımda buz gibi su hayali kurarken ılık suyla yetinmek zorunda kaldım, açıkçası o dakikaları pek hatırlamıyorum. CP’den sonra tekrar patikaya girdik. Bu kez patika eğlenceli değil ciddi anlamda zordu. Koşmayı bırakın yürüyerek bile o yokuşlar canımı çıkardı. Her neyse bir şekilde çıktık. Ama yukarda bizi bekleyen manzara inanılmazdı. Tabii ki fotoğraf molası verdik, selfielerimizi yaptık. Hemen önümde sevgili Antalya Runners arkadaşlarım Tansel A., Cengiz K. ve İbrahim B. Koşuyordu onları görünce ne kadar mutlu olduğumu tahmin bile edemezsiniz. O güzel manzaranın üzerine arkadaşlarımı görmek moral bozukluğundan çıkıp parkurun tadını çıkarmamı sağladı, nasılsa parkuru istediğim gibi koşamayacaktım bari bol bol fotoğraf çekineyim her metrenin tadını çıkarayım diye düşündüm ve çıkardım da. Şimdi elimde defalarca bakmama rağmen bakmaya doymadığım, her gördüğümde o anlara geri döndüğüm ve gülümsediğim bir sürü fotoğraf var. Evet ilk yarı maratonum koşu açısından tam bir fiyaskoydu üstelik üzerimde taşıdığım GPSteki bir problemden ya da son CP’deki görevlilerin göğüs numaramı not almamaları nedeniyle yarışı bitirememiş görünsem de-neyseki sonradan düzeltildi- ben o parkuru yürüyerek, bazen sürünerek de olsa bitirdim. Pek çok ilk yaşadım. Mesela ilk kez dik bir yokuştan ip desteği ile indim. Oradaki halimi görseniz en sevdiği oyunu oynayan çocuklar gibiydi. Fiziksel olarak hissettiğim tek şey avuçlarımdaki tatlı acıydı. Acının da tatlısı oluyor evet. duygusal olarak hissettiklerimi de ancak o an yüzüme bakarak anlayabilirdiniz. Ya da benzettiğim gibi çok sevdiğini oyunu oynayan bir çocuğun surat ifadesine bakın. Kayaların altındaki tünellerden geçerken o kadar çok fotoğraf çektik ki her birinde dakikalarca oyalanmışızdır. Bu da o parkurun neden 4 saatte bittiğinin cevabı olsun. Hatta tünellerin bir tanesinde küçücük bir su kaynağı birikinti oluşturmuştu. O  birikintiden aşağı akan su tabanını turuncuya boyamıştı. Sudan içtiğimizde anladık demir içeriği bol bir kaynak olmalıydı ve buz gibiydi. Bir küçük su şişesi içip, şişemi tekrar doldurdum ve devam ettik. Yarış boyunca içtiğimiz en soğuk suydu ve ilaç gibi gelmişti. Bu arada yerel halk bize o kadar iyi davrandı ki, bir adam hortumla  geçen koşuculara su tutuyordu, ellerimizi yüzümüzü yıkadık şişelerimizi doldurduk, kana kana su içtik.

Sıcak tepelerden tekrar vadi tabanına indiğimizde bağların bahçelerin arasındaydık. Elma,erik ve kayısı ağaçlarının arasında koştuk. En sonunda dayanamayıp elma koparıp yedik, Kapadokya halkı helal etsin. Biraz ilerde kırmızı erikler görüp onlardan da kopardık. Koşunun en lezzetli anlarıydı tabii ki. Vadi boyunca yine dar patikalardan ve tünellerden geçtik. Demir merdivenlerden kayalara çıkıp içlerindeki tünellerden geçtik. Taş merdivenlerden kayalara tırmandık, gerçekten tırmandık yürüyerek çıkamadık çünkü bazen. Önden giden Cengiz K.’nın burada yol kapalı diyip 5 kişiyi merdivenlerden geri indirmesi ancak kendisinin yola devam edip şakaydı demesi boşvermişliğimizin tavan yaptığı zamanlardandı.

Son kilometreler inanılmaz sıcaktı ve etrafta bir tane ağaç yoktu, üstelik güneş tam tepedeydi. Bir gram soğuk suyumuz kalmamıştı. Parkurda tek sevmediğim yer burasıydı ve artık ayaklarım o kadar çok ağrıyordu ki yokuşları çıkamıyordum bile. Ayaklarımı sağlam basamayıp tam kayarak düşeceğim anda ise tam arkamda olan İbrahim B’nin desteğiyle tekrar toparladım. Biraz daha ilerleyince motosikletli bir adamla karşılaştık, sadece bir küçük şişe soğuk suyu vardı. O suyu bize verdi her birimiz birer yudum içebildik sadece. Ama o bir yudum su o kadar iyi geldi ki, şu yaz aylarında Antalya sıcağında buzdolabından bir koca bardak su içseniz o kadar iyi gelmez emin olabilirsiniz. Parkur bitmek bilmiyordu artık düz yolda bile yürüyebilecek gücüm kalmamıştı, isyan safhasında geçmiştik. En nihayetinde finish  göründü ve koşmaya başladık tekrar, finiş resimlerinde çok enerjik görünüyor olabiliriz ama gerçek hiç de öyle değildi. O kadar susuz hissediyorduk ki litrelerce su içsek geçmeyecekti, çareyi ayranda bulduk. Derslerde dehidrate insanlara yaklaşım anlatılmıştı. ORS( oral rehidratasyon solüsyonu) yoksa ve de yapılamayacaksa en iyi içecek ayran denmişti, iyi ki bu bilgi aklımın bir köşesinde kalmış. Herhalde 4-5 bardak ayran içtim, ve gerçekten de en iyi içecek ayrandı, kısa sürede toparladı bizi.

Koşu esnasında tişörtüm kaç kez ıslandı kurudu kim bilir. Kamptaki yemekler bir kamp alanına göre oldukça lezzetliydi. Daha önce kampa gitmeden nereden mi biliyorum? Yıldızlı oteller ya da restoranlardaki yemekler yanında sönük kalırdı çünkü. Kesinlikle aç olduğumuzdan değil, her şey düşünülmüştü.

img_7495-1

Yarıştan başka neler mi vardı? İlk kez kıl çadırda ve uyku tulumunda uyudum. Elektrik sınırlıydı, gece 12’den önce jenaratörler kapatılmıştı . Su sınırlıydı, çöpleri kimse doğaya atmıyordu, kimse kimsenin çadırına girip parasını telefonunu çalmıyordu, herkes rengarenkti ve kabul etmek gerekiyor ki herkes her şey çok normalmiş gibiydi. İnsan anatomisi ve fizyolojisi koşmak, zıplamak, tırmanmak üzere programlanmışken en normal o kamptaki insanlardı aslında. Tabii ki ultra maraton koşanlardan bahsetmiyorum bile.

Pekii neden mi şimdi yazmaya karar verdim? Çünkü bu 48 saatin uyanık olduğum bir saniyesini bile unutmak istemiyorum. Bilgisayarda bir klasör yaptım, yol boyunca dinlediğimiz şarkılara kadar Kapadokya’yı bana unutturmayacak her şey bu klasörün içinde.

https://antalyarunners.wordpress.com sayfasından alıntıdır.

Etiketler:, , , , , , , ,

Geri Bildirim gönder...

Yorum Yaz

*

INSTAGRAM’DA TAKIP ET

FACEBOOK’TA TAKIP ET

Düzenlenen yarışların tarihlerini ve harika spor makalelerini haftalık olarak e-postayla gönderilmesini ister misin?
* = doldurulması zorunludur
www.yarisbul.com © Kendine Uygun Bir Yarış Bul
Tüm hakları saklıdır. | Kullanım Koşulları | Gizlilik Bildirimi